
Dec 15, 2025
Toplumsal Gerçeklik ile Hukuk Normları Arasındaki Uyumsuzluk: Ölüm Hâlleri Üzerinden Bir Değerlendirme

Dec 15, 2025
Toplumsal Gerçeklik ile Hukuk Normları Arasındaki Uyumsuzluk: Ölüm Hâlleri Üzerinden Bir Değerlendirme
1. Giriş
Hukuk, soyut ve durağan bir kurallar bütünü değil; toplumun kültürel yapısı, beklentileri ve günlük yaşam pratikleriyle sürekli etkileşim hâlinde olan dinamik bir sistemdir. Bu nedenle hukuk normlarının toplumsal gerçeklikle uyumlu olması, yalnızca teorik bir beklenti değil, hukuk düzeninin işlerliği açısından zorunluluktur. Kültürel süreklilik ile normatif düzenleme arasındaki ilişki de burada belirleyicidir: Bir toplumun köklü değerleri, sosyal ilişkileri ve ortak yaşam deneyimi dikkate alınmadan oluşturulan normların uygulamada karşılık bulması güçleşir.
Bununla birlikte Türk hukukunda, kanun metinlerinin teknik olarak doğru olsa bile günlük yaşamın dinamiklerini ve kültürel gerçekliği tam olarak yansıtamadığı örneklerle sıkça karşılaşılmaktadır. Özellikle aile bağları, iş yaşamının pratik gereklilikleri ve adli süreçler açısından belirli düzenlemelerin toplumun fiilî ihtiyaçlarıyla örtüşmediği yönünde eleştiriler bulunmaktadır. Kanun koyucunun zaman zaman sosyolojik gerçekliği veya insanların fiilî yaşam pratiklerini gözden kaçırdığı bu düzenlemeler, uygulamada çeşitli sorunlara ve eşitsizlik algısına yol açmaktadır.
Bu noktada Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 41. maddesi, “Aile Türk toplumunun temelidir…” hükmüyle devlete aile bütünlüğünü koruma yükümlülüğü yüklerken; Anayasa’nın 10. maddesi ise herkesin kanun önünde eşit olduğunu belirterek hukuk normlarının ayrımcılık yaratmayacak biçimde düzenlenmesini zorunlu kılmaktadır. Ancak bazı kanun hükümlerinin hem aile yapısı hem de eşitlik ilkesi bakımından toplumsal yaşamla uyumsuz sonuçlar doğurduğu görülmektedir.
Bu çalışmada, Türk hukukunda karşılaşılan bu uyumsuzluk örnekleri ele alınacak; karşılaştırmalı hukuk incelemeleriyle sorunun yapısal nedenleri değerlendirilecek ve çözüm önerileri sunulacaktır.
2. İş Hukukunda Ölüm İzni Düzenlemesinin Toplumsal Yapıyla Uyumu Sorunu
4857 sayılı İş Kanunu’nun Ek Madde 2’sinde ölüm hâli nedeniyle işçiye tanınan ücretli izin, “ana, baba, eş, kardeş ve çocuklar” ile sınırlı tutulmuştur. Düzenleme lafzi olarak açık olmakla birlikte, Türkiye’deki aile yapısının sosyolojik genişliğini karşılamaktan uzaktır. Çünkü Türk toplumunda aile, çoğu zaman yalnızca çekirdek yapıdan ibaret değildir; kayınvalide ve kayınpederle aynı evde veya yakın dairelerde yaşamak, aile büyüklerinin bakımına katılmak, günlük yaşamı akraba çevresiyle iç içe sürdürmek yaygın bir durumdur. Bu nedenle işçinin eşinin annesi ya da babasının vefatı hâlinde ücretli iznin kapsam dışında bırakılması, mevcut toplumsal ilişkilerle açık bir uyumsuzluk oluşturmaktadır.
Cenaze ve yas süreci Türk kültüründe yalnızca bir merasim değil, aile dayanışmasının görünür hâle geldiği, akrabalık bağlarının pekiştiği önemli bir toplumsal ritüeldir. Ölen kişiye karşı son görev, aile büyüklerine destek olma, eşe ve kayın aileye refakat etme gibi davranışlar toplumsal beklentinin bir parçasıdır. Buna rağmen iş hukuku düzenlemesinin yalnızca çekirdek aile bireylerini esas alması, işçilerin en sık karşılaştığı ölüm hâllerinde dahi hukuki korumanın dışarıda kalmasına neden olmaktadır. Üstelik toplumda ölüm, hastalık veya ciddi bakım gerektiren durumlarda işe gelememek, hukuk normlarından bağımsız olarak makul ve meşru kabul edilen bir davranıştır.
Öğretideki eleştiriler uzun süredir devam etmektedir. 2007 yılına kadar giden değerlendirmelerde, işçinin eşinin anne ve babasının da izin kapsamına alınması gerektiği, hatta kültürel gerçeklik ışığında dedenin, amcanın, dayının ölümü hâlinde dahi diğer izin düzenlemeleri (m. 46, m. 55) yoluyla işçiye mazeret tanınması gerektiği belirtilmiştir.[1] Bazı yazarlar, nişanlılık ilişkisinin Türk toplumunda aile bağlarını fiilen başlatan bir statü olduğunu vurgulayarak bu hâlin de açıkça düzenlemeye eklenmesini önermiştir.[2]
Yargıtay uygulaması ise normun katı sınırlarını takip etmektedir. Nitekim Yargıtay ilgili hukuk dairesi, işçinin nişanlısının anneannesinin ölümü nedeniyle işe gelememesini mazeret saymamış ve devamsızlık nedeniyle yapılan feshi geçerli kabul etmiştir.[3] Bu yaklaşım, ölüm hâlinin ancak kanunda açıkça belirtilen kişiler yönünden mazur sayılacağına işaret etmekte; işçinin aile ilişkilerinin toplumsal genişliği yargısal yorumla da genişletilmemektedir.
Sonuç olarak mevcut düzenleme, kayınvalide–kayınpeder gibi Türk aile yapısında güçlü bir sosyal gerçekliğe sahip ilişkileri görmezden bırakmakta; ölüm, hastalık veya ağır bakım gerektiren durumlarda işçinin ihtiyaç duyduğu korumayı ancak işveren inisiyatifine bırakan dar bir çerçeve oluşturmaktadır.
3. İcra Hukukunda Ölüm Hâllerine Tanınan Korumanın Kapsamı
3.1. Kardeş Ölümünün Takibin Durdurulması Kapsamı Dışında Bırakılması
İcra ve İflas Kanunu’nun 51/1. maddesi uyarınca borçlunun eşi, altsoyu, üstsoyu veya aynı derecede kayın hısımlarından birinin ölümü hâlinde icra takibi üç gün süreyle durmaktadır. Ancak kardeşin bu kapsama açıkça dâhil edilmemiş olması, Türkiye’deki aile ilişkilerinin sosyolojik yapısıyla belirgin bir uyumsuzluk ortaya çıkarmaktadır. Türk kültüründe kardeşlik bağı, yalnızca bir kan hısımlığı değil; günlük hayatın, dayanışmanın ve ortak aile dayanıklılığının merkezinde yer alan güçlü bir sosyal ilişkidir. Buna rağmen aynı derecedeki kayın hısımlarının düzenleme kapsamına alınması, kanunî yakınlık ile kültürel yakınlık arasındaki tutarsızlığı daha görünür kılmaktadır. Bu tercih, toplumsal pratik açısından rasyonel bir temele dayanmamakta ve normun kültürel gerçeklikten kopuk bir çerçeve sunduğunu göstermektedir.
Bu uyumsuzluk uygulamada somut sonuçlar doğurmaktadır. Kardeşini kaybeden borçlu, yas sürecinin ağırlığı nedeniyle fiilen takip işlemleriyle ilgilenemeyecek durumda olsa dahi, düzenlemedeki eksiklik sebebiyle icra işlemleri kesintisiz devam etmektedir. Bu durum, borçlunun en ağır psikolojik çöküntü döneminde dahi haciz, tebligat veya ödeme emri gibi takip işlemleriyle muhatap kalmasına yol açmakta; böylece ölüm hâllerinde hukukun göstermesi beklenen insani hassasiyet etkisizleşmektedir. Yas hâlinin borçlu için fiilî bir mazeret oluşturmasına rağmen hukuki bir koruma sağlanmaması, düzenlemenin toplumsal değerlerle uyumunu zayıflatmaktadır.
3.2. 2025 İcra ve İflas Kanunu Taslağı ile Getirilen Yaklaşım Değişikliği
2025 yılında hazırlanan yeni İcra ve İflas Kanunu Taslağı, bu soruna yönelik önemli bir düzeltme içermektedir. Taslakta ölüm nedeniyle takip işlemlerinin durdurulmasına ilişkin süre insani gerekçelerle üç günden bir haftaya çıkarılmış; ayrıca borçlunun yakınları arasına kardeşler de açık biçimde eklenmiştir.[4] Taslak hüküm şu şekildedir:
“Eşi veya kan ya da kayın hısımlığı itibarıyla altsoy veya üstsoyundan birisi yahut kardeşi ölen borçlu aleyhine başlatılmış icra takibi bir hafta süreyle askıya alınır.”
Bu düzenlemenin yürürlüğe girmesi hâlinde, mevcut eleştirilerin önemli bir kısmı geçerliliğini yitirecek; icra hukuku bakımından ölüm hâllerine ilişkin koruma mekanizması kültürel gerçeklikle daha uyumlu, insani boyutu daha gözeten bir yapıya kavuşacaktır.
4. Karşılaştırmalı Hukuk İncelemesi
4.1. Almanya’da Mazeret İzni: § 616 BGB (Alman Medeni Kanun’u m. 616) Çerçevesi ve Uygulama
Alman hukukunda, Türk hukukunda olduğu gibi ölüm, evlilik veya benzeri hâller bakımından akrabalık derecelerini tek tek sayan özel bir “mazeret izni” düzenlemesi bulunmamaktadır. Ücretli mazeret izninin temel dayanağı, Alman Medeni Kanunu’nun (Bürgerliches Gesetzbuch – BGB) § 616 hükmüdür. Bu hüküm uyarınca işçi, kendi kusuru olmaksızın ve nispeten kısa sayılabilecek bir süre boyunca iş görme edimini yerine getiremezse, bu süreye ilişkin ücret hakkını kaybetmez.
Dikkat çekici olan husus, § 616 BGB’de olay türlerinin, izin süresinin veya akrabalık ilişkilerinin açıkça sayılmamış olmasıdır. Kanun koyucu, hangi hâllerin mazeret sayılacağını ayrıntılı biçimde belirlemek yerine, bilinçli olarak genel ve yoruma açık bir çerçeve norm öngörmüştür. Bu yönüyle Alman sistemi, kanuni düzeyde katı kategoriler kurmaktan kaçınmakta; değerlendirmeyi somut olayın koşullarına ve iş ilişkisinin yapısına bırakmaktadır.
Bu açık uçlu yapı nedeniyle Almanya’da mazeret izni rejimi, büyük ölçüde toplu iş sözleşmeleri (Tarifverträge), iş sözleşmeleri ve yerleşik işyeri uygulamaları ile şekillenmektedir. Nitekim Alman Federal İş Mahkemesi (Bundesarbeitsgericht) içtihatlarında da § 616 BGB, istisnai ve kısa süreli iş görememe hâllerine ilişkin genel bir çerçeve hüküm olarak nitelendirilmektedir.
Uygulamada ise ölüm, cenaze, ağır hastalık, ani bakım ihtiyacı veya çocukla ilgili zorunlu durumlar, çoğu işyerinde ücretli mazeret izni kapsamında değerlendirilmektedir. Özellikle büyük işverenlerde ve kamu sektöründe, toplu sözleşmeler yoluyla bu hâller somutlaştırılmakta; yakın aile bireylerinin ölümü hâlinde genellikle 1 ila 3 gün arasında ücretli izin tanınmaktadır. Kardeş, büyükanne-büyükbaba veya kayın hısımlar gibi daha geniş aile çevresine ilişkin durumlarda ise izin süresi çoğu zaman işyeri düzenlemelerine veya işveren takdirine bırakılmaktadır.
Bu noktada vurgulanması gereken önemli bir husus, Almanya’da söz konusu izinlerin doğrudan kanundan değil, çoğu zaman sözleşmesel düzenlemelerden veya yerleşik uygulamalardan kaynaklandığıdır. Hatta bazı toplu iş sözleşmelerinde § 616 BGB’nin uygulanması tamamen veya kısmen dışlanabilmekte; bu durumda mazeret izni hakkı yalnızca sözleşmede açıkça belirtilen hâllerle sınırlı kalmaktadır. Dolayısıyla Alman hukuk sistemi, esnekliğin yanında, sözleşmeyle daraltılabilen bir yapı da barındırmaktadır.
Buna rağmen, normatif çerçevenin geniş tutulması sayesinde Almanya’da aile ilişkilerinin çeşitliliği ve fiilî yaşam pratikleri, uygulama düzeyinde daha kolay karşılanabilmektedir. Ölüm ve yas hâlleri, yalnızca çekirdek aileyle sınırlı bir bakış açısıyla ele alınmamakta; işyeri kültürü ve sosyal gerçeklik, hukuki değerlendirmede belirleyici rol oynamaktadır.
Bu yönüyle Alman örneği, katı ve sınırlayıcı kanun hükümleri yerine esnek bir çerçeve norm ve güçlü sözleşme kültürü yoluyla, toplumsal gerçekliğe daha uyumlu sonuçlar üretilebildiğini göstermektedir. Türk hukukunda ise İş Kanunu Ek Madde 2’de olduğu gibi aile ilişkilerinin kanun düzeyinde kategorik biçimde belirlenmesi, norm ile günlük yaşam pratikleri arasındaki gerilimi daha görünür hâle getirmektedir.
4.2. İngiltere’de “Time Off for Dependants” Düzenlemesi ve Mazeret İzni Rejimi
İngiliz hukukunda, mazeret iznine ilişkin düzenleme, kıta Avrupası hukuk sistemlerinde görülen akrabalık derecelerine dayalı ve gün sayısı belirleyen katı bir model yerine, olay odaklı ve makuliyet esaslı bir yaklaşımla ele alınmaktadır. Bu kapsamda temel yasal dayanak, Employment Rights Act 1996’nın 57A ve 57B maddelerinde düzenlenen “time off for dependants” kurumudur.
Söz konusu düzenleme, çalışana; bakmakla yükümlü olduğu veya fiilen bakım sağladığı kişilere ilişkin ani ve öngörülemeyen durumlarda, işten geçici olarak ayrılma hakkı tanımaktadır. Kanun, izin hakkının kapsamını belirlerken belirli bir akrabalık derecesi tanımlamamakta; bunun yerine “dependant” kavramını esas almaktadır. Bu kavram; çalışanın eşi, medeni partneri, çocuğu veya ebeveyni gibi yakın aile bireylerini kapsadığı gibi, aynı hanede yaşayan veya çalışanın düzenli bakım desteği sağladığı diğer kişileri de içerebilecek şekilde geniş yorumlanmaktadır.
Employment Rights Act 1996 m. 57A’da izin hakkının doğabileceği hâller örnekleyici biçimde sayılmıştır. Buna göre; bağımlı kişinin hastalanması, yaralanması, doğum yapması veya ölümü; bakım düzenlemelerinin ani şekilde bozulması, bakımın organize edilmesi gerekliliği ya da çocuğun okulda beklenmedik bir olayla karşılaşması gibi durumlar, çalışanın mazeret izni kapsamında değerlendirilir. Bu yaklaşım, izin hakkının yalnızca ölüm veya hastalık gibi sınırlı olaylara indirgenmesini önlemekte; fiilî bakım ilişkilerini ve ani yaşam pratiklerini merkeze almaktadır.
İngiliz hukukunda dikkat çeken bir diğer husus, izin süresine ilişkin sabit bir gün sayısının öngörülmemiş olmasıdır. Kanun, çalışana yalnızca “reasonably necessary time” (makul ölçüde gerekli süre) kadar izin tanımaktadır. Bu sürenin belirlenmesinde, olayın aciliyeti, bakım ihtiyacının ağırlığı ve çalışanın fiilen üstlenmesi gereken sorumluluklar dikkate alınır. Dolayısıyla izin süresi, soyut bir normla değil, somut olayın özellikleriyle belirlenmektedir.
Time off for dependants izni, kural olarak ücretsizdir. Ancak işverenin iç düzenlemeleri, toplu iş sözleşmeleri veya bireysel iş sözleşmeleriyle bu iznin ücretli hâle getirilmesi mümkündür. Bu yönüyle İngiliz sistemi, asgari bir yasal koruma sunmakta; tarafların sözleşmesel iradelerine daha geniş bir düzenleme alanı bırakmaktadır.
Uygulamada İngiltere’de bu izin türü, ölüm, ciddi hastalık veya ani bakım gerektiren durumlarda işveren–çalışan ilişkilerinde yerleşik ve kabul görmüş bir mekanizma olarak işlemektedir. Kanunun esnek yapısı, aile yapılarının çeşitliliğini ve modern toplumda bakım ilişkilerinin yalnızca çekirdek aileyle sınırlı olmadığını dikkate alan bir yaklaşım sunmaktadır. Aynı zamanda, izin hakkının kötüye kullanımını önlemek amacıyla makuliyet ölçütü ve bildirim yükümlülüğü gibi dengeleyici unsurlar da sistem içinde yer almaktadır.
Bu çerçevede İngiliz hukukundaki “time off for dependants” modeli, katı ve kategorik izin düzenlemeleri yerine, insani durumları ve toplumsal gerçekliği merkeze alan, olayın niteliğine göre şekillenen bir normatif yapı ortaya koymaktadır. Türk hukukunda 4857 sayılı İş Kanunu Ek Madde 2’de olduğu gibi belirli akrabalık derecelerini ve izin sürelerini sabitleyen düzenlemelerle karşılaştırıldığında, İngiliz sisteminin fiilî yaşam pratiklerini ve bakım ilişkilerinin dinamik yapısını daha esnek biçimde karşılayabildiği görülmektedir.
4.3. Fransa’da Ölüm Nedeniyle Verilen Mazeret İzinleri: Normatif Çerçeve ve Uygulama
Fransa’da ailevi olaylara bağlı mazeret izinleri (congés pour événements familiaux) Çalışma Kanunu (Code du travail) kapsamında düzenlenir ve ölüm hâli bu kapsamda açıkça ele alınmıştır. İzinlerin hukuki dayanağını özellikle L3142-1 ve L3142-4 maddeleri oluşturur; bu düzenlemeler, çalışanın belirli ailevi olaylarda asgari süreyle ücretli izin hakkına sahip olacağını hükme bağlar.
Code du travail’un güncel düzenlemesine göre çalışana, aile bireylerinin ölümü hâlinde asgari ücretli izin süreleri şu şekildedir (süreler jours ouvrables — çalışılabilir gün — esas alınarak belirlenir):
Çocuğun ölümü: 12 gün (journées ouvrables) veya
çocuğun 25 yaşından küçük olması ya da başka bir kişinin sürekli ve fiilî bakım yükümlülüğü altında bulunması hâlinde 14 gün ücretli izin verilir; ayrıca bu hâlde bir yıl içinde kullanılmak üzere 8 günlük ek yas izni (congé de deuil) tanınır.Eş, PACS partneri, concubin (birlikte yaşayan partner), ebeveyn, kayınvalide/kayınpeder, kardeş: 3 gün ücretli izin verilir.
Bu hükümler, işverenin takdirine bırakılmayacak asgari sürelerdir; toplu iş sözleşmeleri (conventions collectives) veya bireysel iş sözleşmeleri ile çalışan lehine daha uzun süreler öngörülebilir.
Fransa’daki bu sistemin önemli bir yönü, ölüm nedeniyle verilen izinlerin yıllık izin haklarından bağımsız olması ve olayın doğrudan kanunda tanınmış haklar arasında yer almasıdır. Dolayısıyla söz konusu izinler ücretli olup, çalışanın olay nedeniyle işe gelememesi durumunda kanunen korunan bir hakkı teşkil eder ve eksik ücret ödemesi yapmak mümkün değildir.
Kanunda ayrıca, çalışanın bakım sorumluluğu altındaki bir kişinin ölümünden doğan özel korunma mekanizması öne çıkar: çocuğun ölümü hâlinde 12 ila 14 gün zorunlu ücretli izin ve 8 gün ek yas izni öngörülmesi, psikososyal etkilerin hukuken tanınması açısından Fransa’yı kıta hukukunda diğer sistemlerden ayıran bir düzenlemedir. Bu ek “yas izni” (congé de deuil) hak olarak verilmiş olup, ölümün ardından bir yıl içinde kullanılabilir.
Fransa sisteminde mazeret izinleri kapsamına giren aile bireyleri listesinin daha geniş olması, kanun metninde yer alan eş, PACS partneri, ebeveyn ve kardeş gibi farklı aile ilişkilerini doğrudan kapsaması, normatif düzenlemenin fiilî toplumsal ilişkilerle yakınlık içinde oluşturulduğunu gösterir. Ayrıca, bu mazeret izinleri tüm çalışanlar için zorunlu olup, işverenin inisiyatifiyle değil, kanundan doğan asgari koruma ilkesine dayanmaktadır.
Sonuç olarak, Fransa’daki ailevi olay izinleri, kanuni alt sınırları belirleyerek çalışanın ölüm hâli gibi kritik durumlarda ücretli izin hakkını güvence altına alır; bu yönüyle normatif çerçeve, toplumsal gerçeklik ve aile ilişkilerinin çeşitliliğini muhafaza eder niteliktedir. Diğer yasal düzenleme alanlarının yanı sıra bu izinler, sosyal devlet anlayışının somut bir yansıması olarak değerlendirilebilir.
5. Türk Hukukunda Normun Bu Şekilde Kurulmasının Tarihsel ve Sosyolojik Arka Planı
Türk hukukunda ailevi mazeretlere ilişkin düzenlemelerin dar, kategorik ve sınırlayıcı bir çerçevede kurgulanmasının tarihsel arka planı, erken Cumhuriyet döneminde benimsenen kodifikasyon anlayışıyla yakından ilişkilidir. Bu dönemde kanun yapım tekniği, normların açık, öngörülebilir ve sınırları kesin şekilde belirlenmesini esas alan bir yaklaşım üzerine kurulmuş; toplumsal ilişkilerin esnekliği yerine hukuki güvenlik ve idari uygulanabilirlik öncelenmiştir.
Söz konusu kodifikasyon mantığı, aile ilişkilerini sosyolojik çeşitliliğiyle değil, hukuken tanımlanabilir en dar formu üzerinden ele alma eğilimini beraberinde getirmiştir. Bu çerçevede aile, büyük ölçüde evlilik temelli çekirdek yapı ile sınırlandırılmış; kardeşler, kayın hısımları, nişanlılık ilişkileri ve fiilî bakım bağları gibi Türkiye’de toplumsal yaşamda önemli yer tutan ilişkiler normatif korumanın dışında bırakılmıştır. Böylece hukuki bağ, sosyolojik bağa üstün tutulmuş; fiilî yaşam ilişkilerinin norm metnine yansıması sınırlı kalmıştır.
Bu yaklaşımın temel sonucu, norm ile toplumsal gerçeklik arasındaki mesafenin giderek artması olmuştur. Aile yapısının kültürel olarak geniş ve dayanışma temelli olduğu bir toplumda, hukuki düzenlemelerin dar akrabalık kategorileriyle sınırlandırılması, özellikle mazeret izinleri gibi insani boyutu güçlü alanlarda görünür bir uyumsuzluk yaratmaktadır. Bu durum yalnızca iş hukuku alanında değil, icra hukuku ve sosyal güvenlik hukuku gibi farklı disiplinlerde de norm–gerçeklik gerilimi şeklinde kendini göstermektedir.
Dolayısıyla Türk hukukunda ailevi mazeret izinlerine ilişkin mevcut düzenlemelerin sınırlı yapısı, münferit bir tercihten ziyade, tarihsel olarak şekillenmiş bir norm kurma geleneğinin ve sosyolojik gerçekliği ikincil konuma yerleştiren bir hukuki zihniyetin devamı niteliğindedir.
6. Sonuç
Hukukun toplumsal gerçeklikle uyum içinde olması, normların yalnızca teknik olarak uygulanabilirliğini değil, aynı zamanda meşruiyetini ve kabul edilebilirliğini de belirleyen temel bir ölçüttür. Türk hukukunda incelenen düzenlemeler, bilinçli ya da kötü niyetli bir tercihten ziyade, erken dönem kodifikasyon anlayışının ve dar anlamda “hukuki bağ” merkezli aile tanımının günümüzün sosyolojik yapısıyla giderek uyumsuz hâle geldiğini göstermektedir. Aile ilişkilerinin fiilî genişliği ve bakım temelli dayanışma pratikleri, normatif çerçevenin gerisinde kalmıştır.
Buna karşılık Almanya, İngiltere ve Fransa örnekleri; aile ilişkilerini yalnızca formel bağlarla sınırlamayan, mazeret hâllerini katı kategoriler yerine esnek ölçütler üzerinden değerlendiren ve kültürel çeşitliliği normatif düzeyde dikkate alan yaklaşımlar sunmaktadır. Bu sistemlerde hukuki koruma, salt akrabalık derecelerine indirgenmemekte; fiilî yaşam ilişkileri ve insani ihtiyaçlar da düzenlemenin merkezine yerleştirilmektedir.
Türk hukukunda da özellikle ölüm, hastalık ve ağır bakım gerektiren durumlara ilişkin düzenlemelerin toplumsal pratiklerle uyumlu biçimde yeniden ele alınması gerekmektedir. Mazeret izinleri ve benzeri koruma mekanizmalarının daha kapsayıcı, esnek ve insani bir anlayışla yapılandırılması, hukuki güvenliği zayıflatmak yerine güçlendirecek; normların öngörülebilirliğini ve işlevselliğini artıracaktır. Bu yönde atılacak adımlar, yalnızca bireylerin adalet algısını pekiştirmekle kalmayacak, hukukun toplumsal meşruiyetini de sürdürülebilir biçimde korumasına katkı sağlayacaktır.
Aysu Maide UYĞUN
KAYNAKÇA
İş veSosyal Güvenlik Hukuku, Prof. Dr. Fatih M. UŞAN, Seçkin Yayıncılık, (2024), 5. Baskı.
Çelik, N., Caniklioğlu, N., Canbolat, T. ve Özkaraca E. (2016). İş Hukuku Dersleri. (29. Baskı). Beta Yayınları.
Employment Rights Act 1996 – Section 57A (Time off for dependants)
https://www.legislation.gov.uk/ukpga/1996/18/section/57A
Employment Rights Act 1996 – Section 57B (Complaint to employment tribunal)
https://www.legislation.gov.uk/ukpga/1996/18/section/57B
UK Government – Time off for dependants: Your rights
https://www.gov.uk/time-off-for-dependants
ACAS (Advisory, Conciliation and Arbitration Service) – Time off for dependants
https://www.acas.org.uk/time-off-for-dependants
UK Parliament Research Briefing – Employment Rights Act 1996 (family-related rights)
https://researchbriefings.files.parliament.uk/documents/CBP-7245/CBP-7245.pdf
Bürgerliches Gesetzbuch (BGB) § 616 – Vorübergehende Verhinderung
(Alman Medeni Kanun’u, resmî metin)
https://www.gesetze-im-internet.de/bgb/__616.html
Bundesministerium der Justiz – BGB genel erişim sayfası
(Resmî mevzuat portalı)
https://www.gesetze-im-internet.de/bgb/
Bundesarbeitsgericht (BAG) – Alman Federal İş Mahkemesi
(§ 616 BGB’nin “kısa süreli ve istisnai mazeret” niteliğine ilişkin içtihatlar)
https://www.bundesarbeitsgericht.de
ZMI HR Lexicon – Special Leave (Sonderurlaub) / § 616 BGB
(Ücretli mazeret izninin yasal dayanağı ve uygulaması)
https://zmi.de/en/lexikon/special-leave/
Haas & Kollegen – Sonderurlaub nach § 616 BGB
(Toplu sözleşmeler ve iş sözleşmeleri bağlamında uygulama)
https://haas-eschborn.de/en/sonderurlaub-diese-9-faelle-sollten-sie-kennen/
German Employment Law Overview – Special Leave and § 616 BGB
(İş hukuku uygulamasına genel bakış)
https://www.mayr-arbeitsrecht.de/en/spectrum/german-employment-law/
Code du travail – Article L3142-4 (Fransa Çalışma Kanunu, ailevi olaylar izinleri).
https://code.travail.gouv.fr/code-du-travail/l3142-4
Les congés pour événements familiaux et le congé de deuil (Çalışma ve Dayanışma Bakanlığı rehberi).
https://travail-emploi.gouv.fr/les-conges-pour-evenements-familiaux-et-le-conge-de-deuil
[1] Kar, B. ve Göktaş, S. (2007). Türk iş hukukunda işçinin yasadan kaynaklanan mazeret izinleri. Sicil İş Hukuku Dergisi, 6, 27-37. https://sicil.mess.org.tr/Media/Uploads/sicil06-27-37.pdf
[2] Erkan Şahin, D. (2025). 4857 Sayılı İş Kanunu Ek Madde 2’ye Göre Mazeret İzni Hakkı. Iğdır Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi (39), 268-284. https://doi.org/10.54600/igdirsosbilder.1660904
[3] Yargıtay 9. HD, 03.10.2000, 2000/9309-12891
[4]https://medya.barobirlik.org.tr/BaroWebSite/uploads/27/2025%20kar%C4%B1%C5%9F%C4%B1k%2Fmevzuat%2F(1)_Cebri_Icra_Kanunu_Taslagi___Duz_Metin___Gorus.pdf